Bir Yeni Yıl Düşün…

Emeğe saygının, centilmenliğin, dayanışmanın ve vicdanın oyunun tam merkezinde olduğu bir spor kültürü…

Değerlerin yalnızca kürsülerde anılmadığı; vizyonla, emekle ve adanmışlıkla yol açan öncü insanların yaşarken kıymetinin bilindiği bir toplum…

Her inançtan, her kültürden insanın aynı takımda buluşabildiği; bir İngilizin Karslıyla aynı marşı söylediği, bir Ermeninin Karadenizliyle Ermeni ezgisinde aynı ritimde oynadığı, sporun diliyle sınırların eridiği günleri düşün…

“Ben”in değil “Biz”in kazandığı, rekabetin düşmanlık değil gelişim yarattığı bir spor ülkesi hayali…

Bir Yeni Yıl Düşün…
“Engel” kelimesinin sahalardan silindiği; insanın bedensel ya da zihinsel farklılıklarıyla değil, oyunun içinde eşit, onurlu ve görünür var oluşuyla değer gördüğü bir anlayış…

Erişilebilir sahaların, kapsayıcı liglerin, adil kuralların ve eşit fırsatların olduğu bir spor düzeni…
Herkesin oynayabildiği, herkesin gelişebildiği, herkesin alkışlanabildiği bir oyun dünyası… Farklılıkların yük değil, takımı güçlendiren bir zenginlik olduğu bir gelecek…

Bir Yeni Yıl Düşün…
Tribünlerde fanatizmin değil, başarının ve emeğin takdir edildiği… Spor ahlakının, saygının ve adalet duygusunun yüksek sesle konuşulduğu bir ortam…

İnsanların rengine, şehrine, inancına ya da ekonomik durumuna göre değil; sahada sergilediği duruşla, çalışkanlığıyla ve katkısıyla değerlendirildiği bir ülke…

Bir Yeni Yıl Düşün…
Bir sabah spor haberlerinde şu cümle geçiyor: Kars’ta yetişen iki genç sporcu; biri Hakkâri’den, biri Edirne’den, dünya sahnesinde Türkiye’yi temsil ediyor… Ve dünya alkışlıyor.

Ekranlarda köy kahvesi görüntüleri değil; köy sahalarında oynanan maçlar var artık. Birlikte gelişiyorlar ve aynı heyecanı paylaşıyorlar.

Televizyonlarda şu cümle yankılanıyor: “Altyapıya yapılan yatırımlar meyvesini verdi.
Spor artık herkes için erişilebilir.”

Bir Yeni Yıl Düşün…
Fransa’da bir sahada Diyarbakırlı ve İzmirli çocuklar aynı formayı giyiyor, aynı hedefe koşuyor, aynı sevinçle alkışlanıyor… Barcelona’da Urfalı ve Hataylı bir çocuğumuz rekor kırıyor; skor tabelasında Türkiye yazıyor.

Alkışlar yalnızca tribünlerden değil, bir ülkenin yüreğinden yükseliyor.

Takım renklerinin değil; emeğin, ahlakın ve başarının alkışlandığı bir spor anlayışı büyüyor.

Bu yeni yıl (2026); sadece takvimde bir değişim değil, sporla güçlenen bir toplumun, eşitliğin, emeğin, dayanışmanın ve umudun yeniden sahaya çıktığı bir başlangıç olsun.

Mutlu Yıllar.
Davut Güngör